TARİHTE İLK KÜRTLER-TÜRK KÜRT AYRIMI CEVAPLARI

* Tarihte "Türk" adı ilk ne zaman geçiyor? 

M.Ö. 7'inci yüzyıla ait Çin-Su kaynaklarında diyor ki: "Köymen dağlarında boylar halinde yaşarlardı. Kışın şiddetinde çok soğuk oldu. İçlerinden en büyük oğul ateş yaktı ve hayatta kaldılar. Ona Türk unvanını verdiler." 

* Kime Türk denir? 

Türkü kan olarak, kafatası olarak açıklamak söz konusu bile değil. Belli bir dile, dine sahip olan ve belli bir coğrafyayı paylaşanlardır. Bu coğrafya Çin'in kuzeyindeki Sarı ırmaktan başlıyor, Moğolistan, Altay dağları, Türk Cumhuriyetleri bölgesi, Hazar denizinin kuzeyi ve Rusya steplerine kadar gidiyor. Hunlar, Avarlar, Peçenekler Paris'e, oradan İskandinav ülkelerine gidiyor. Bu hareket 3'üncü yüzyılda oluyor. Daha sonra da Ortadoğu ve Afrika'ya yayılmışlar. 6 dine mensup olmuşlar: Mani, Şaman, Hıristiyanlık, Yahudilik, Budizm, İslâmiyet. Dillerinde farklılıklar olsa da gramerleri aynıdır. Finlerin, Macarların ya da Türkçe'nin gramer yapısı hemen hemen aynıdır. 

* Avrupalı Türk'ü ilk ne zaman tanımaya başlıyor ve kime Türk diyor? 

İlk tanışmaları Atilla'yla... Sonra Avarlar ve Kumanlar geliyor. İslâm'ın hamiliğini Türkler üstlendikten sonra da ilişki haç-hilâl çekişmesine dönüşüyor. Aslında Avrupalılar Türkleri ırk olarak reddetmezler. 19'uncu yüzyıl sonlarına kadar bir çok Fransız belgesinde, yazışmasında, haritasında "Osmanlı" yerine "Türk" imparatorluğu sözü geçer. "L'Empire Turc" derlerdi. 

* Osmanlının "Türk" adına karşı mesafesi neydi? Meselâ Türk devleti demiyor "Devlet-i Aliyye" ya da "Teba-i Şahane" diyor. 

Osmanlı hiçbir zaman adı Türk olan bir devlet kurmamıştır. Çünkü eğer dünyayı yönetmeye adaysanız ve siz "Türk" derseniz kimseye sözünüzü dinletemezsiniz. Bu tamamen dünyayı yönetme tasarısının bir sonucudur. 

* Tanzimat dönemine gelindiğinde karşımıza milliyetçilik akımları çıkıyor. Birinci Meclis'te gayrimüslimler neredeyse bir parti gibi gruplaşıyorlar ve hepsi aslî unsur sayılmak için ısrar ediyor. Acaba kim Türk, kim Ermeni, kim Kürt sorunu da bu tarihte mi başlıyor? 

Bir toplumun içerisinde yapılacak en büyük hata azınlık statüsünü tanımaktır. "Ben Türküm, sen Çerkez'sin" dersem buradan Türkçülük ve Çerkezciliğe geçeriz. Toplumdaki dayanışma ortadan kalkar. Islahat Fermanı'yla bu sorun ortaya çıktı. Sorunu çözmek için Abdülhamid "Osmanlıcılık" diye bir üst kimlik yaratmak istedi. Ama bunu sadece Türkler benimsedi. Araplar ve gayrimüslimler benimsemedi. Bu sefer "Panislâmizm" denendi. Milliyetçilik akımlarına karşı İslâm'ın güçlü olacağı düşünüldü. Fakat Araplar buna da yanaşmadı. Hem İngilizlerin sayesinde milliyetçilik yapıyorlar hem de "Peygamber soyundan siz değil, biz geliyoruz" iddiasında bulunuyorlardı. 

* O vakit Kürtlerin adı geçmiyor mu? 

Türk-Kürt ayrımı yoktu ki... 

* Ayrım ne zaman başlıyor? 

1900'lü yıllardan sonra ortaya çıktılar. Özellikle İngilizler ve Fransızlar Kürt aşiretleriyle çok ilgilendiler. Kürtleri Ermenilerle işbirliğine soktular. 

* Sonuçta hepsini bastırmayı başaran İttihat ve Terakkiciler oluyor. Azınlıkları bir kenara itip resmî politika olarak Türkçülük esasını dayattıkları iddiası doğruysa azınlık sorununun kökeninde İttihatçılar vardır diyebilir miyiz? 

Aslında psikolojik nedenleri de düşünmek lazım. Birisi diyor ki "Ben Rum'um", diğeri diyor ki "Ben Ermeni'yim", "Ben Laz'ım", "Çerkez'im" vesaire... Osmanlı üst kimliği bitiyor, artık birleştirici unsur olamıyor. Böyle bir ortamda ister istemez Türkler de çıkıp "Ben Türküm" deme ihtiyacını duyuyor. İttihatçıların yaptığı da buydu ve gayet doğaldı. 

* Ya Mustafa Kemal? "Savaşı kazanırsak size de özerklik vereceğim" deyip Lozan'da bu sözünden caydı mı? Kürtlerin böyle bir aldatılmışlık duygusu var mı? 

Sizin söylediğiniz, İzmit sohbetleri denilen bir röportajda geçiyor. Osmanlıca basılmış. Sanırım yıl 1922. Elimizde o gazetenin orijinali var. Mustafa Kemal orada diyor ki "Kürtlerle ilerde tekrar konuyu görüşüp, onlara ayrıcalıklar vermemiz mümkün." Fakat başka tanık yok. Kanıt yok. Başka hiçbir belgede benzer bir ifade geçmiyor. Biz Atatürk'ün iki ciltlik nutku dışında çeşitli aşiretlere yazdığı yazışmaları toplayan üçüncü bir cilt daha yayınladık. Burada da böyle bir bilgi yok. 

* İstiklâl Savaşı'nın aslî unsuru Türkler miydi peki? 

Sadece nüfus yoğunluğu olarak değerlendirmeye kalkarsak öyleydi. Ama kurucu unsurlar arasında hepsi vardı. 

* Ama Lozan'a sadece "Türk delegasyonu" adıyla gidildi değil mi? 

Oradaki Türk kelimesinin özellikle vurgulanması sadece bizden kaynaklanmıyor. Masanın öbür tarafında oturanlar da bizi Türk diye tanımladılar. Zaten onlar bize Türkiye ve Türk dediler. 

* Peki Kürtlere eğitim, iletişim ve diğer bireysel haklar verilemez miydi? 

Verilmeliydi. Ama bunu Lozan'da yazmaya gerek yok. Kürtler Türkiye'nin zaten aslî unsuru. Lozan'da azınlık diye belirtilenlerin dışındaki herkes aslî unsur. O yüzden bunu yasalarla düzenlemek yeterliydi. Ama Lozan'da değil. 
Bugün Kürdistan diye düşünülen Güney'deki bölge için Batılı ve Anadolu kaynaklarında, haritalarında "Turcomania" yazar. Türklerin ülkesi, Türklerin yaşadığı topraklar demektir. 41 bin aşiret tespit ettik. Pek çok, Kürt aşireti diye bilinen aşiretin Türkmen asıllı oldukları ortaya çıktı. Tüm aşiretlerin içinde ise sadece 4 bini Kürt. 1980'deki Kürt nüfusu 2 milyon 400 bindir. 

Tahminim Türkiye'de 6 milyondan fazla Kürt yok. (Türkiye'deki Kürt nüfusu CIAye göre 15, AB'ye göre 12.5 milyon) Kürt dediğimiz insanların kendisi zaten Türk'tür. Yani başka bir ırk değildir. 

* Turgut Özal'ın "Anadolu Cumhuriyeti" lâfı Türkiye Cumhuriyeti'nden daha mı iyi bir tanımlama sizce? 

Kesinlikle olmaz, ama benim anlamaya çalıştığım şey şu: Ben şimdi ortaya çıkarsam bir Türk olarak, 'ben bu adı değiştirtmem, ben çoğunluktayım ve bu adı istiyorum' dersem ne olacak? Hakkımı kim koruyacak? Şu "Türk" adından neden bu ka dar nefret ediyorlar; benim anlamak istediğim bu. Eskiden böyle bir şey yoktu. 

"Türkiyeli" lâfı uyar mı? 

Aslında bunu söyleyenler ırkçılığın ta kendisini yapıyorlar. Açık açık söyleyemiyorlar ama durum böyle. Ermeniyim, Kürdüm, Rumum deyip de Türk vatandaşıyım diyemiyorsa, çok koyu ırkçılık yapıyor demektir. Ben şu anda Türk asıllıyım ama Mısır'da yaşıyorsam "Mısır vatandaşıyım" derdim. Bunda hiçbir sorun görmezdim. Burada ise insanlar "Türk vatandaşıyım" demeye sanki korkuyor. "Kürdüm" demek başka "Türk vatandaşıyım" demek başka. Birbirleriyle çelişmiyorlar ki... 

Türk Tarih Kurumu Başkanı/ Vatan Gazetesi ile mülakat

Eski MHP Seçim Afişleri Milliyetçi hareket partisi resim


Ozan Erhan Çerkezoğlu Kimdir

Kafkasya kökenli (Çerkes-Karaçay) , Erzurum doğumlu olan OZAN Erhan ÇERKEZOĞLU, Âşık Fuat ÇERKEZOĞLU’ NUN oğludur. Dedeleri SİVAS-YILDIZELİ-HALKAÇAYIR KÖYÜNDEN ERZURUM’A yerleşmiştir. OZAN ERHAN’IN "ABDULAZİZ" (tahsildar-din âlimi) VE "ÇERKEZ MUSTAFA" (Assubay başçavuş) adlı iki dedesinin mezarı Erzurum merkez ve Erzurum/Narman/Toygarlı köyünde, "KOMUTAN OSMAN" (binbaşı) isimli diğer dedesinin mezarı ise HALKAÇAYIR KÖYÜNDEDİR.

Ozanlık ve Âşıklık geleneğini babası sayesinde ilkokul çağlarından beri girdiği Ozanlar ve Âşıklar meclislerinden öğrenmiş, 13 yaşından itibaren bağlama çalmaya ve şiir yazmaya başlamıştır.

Başta babası ve yetiştiği aile yapısı olmak üzere, geniş bir nüfuza sahip ülkücü-milliyetçi çizgide olan ÇERKEZOĞLU sülalesinin de etkisi ile milli hassasiyetleri gelişmiş, küçük yaşta, Seyyid Ahmet Arvasi nin Türk-islam ülküsüyle tanışmıştır. Pir-i Türkistan olan hoca Ahmet Yesevi’yi okumaya ve benimsemeye başlamıştır. Yaşının çok küçük olmasına aldırmadan gerek şiir ve ozanlık için edebi çalışmaları, gerekse BENİMSEDİĞİ düşüncenin içeriğini teferruatıyla öğrenmeye başlamıştır.

Bir alim olan dedesi AbdulAziz Efendi ve babası sayesinde İslam dinini bütün incelikleriyle öğrenmeye ve Kur’an-ı Kerim’i hem Arapça hem de Türkçe olarak ezberleyip anlamaya araştırmaya başlamıştır. Ozanın şiirlerinde mana dışı yapılara rastlanmamasının yegâne sebebi bu olsa gerek. 
OZAN ERHAN, Şiiri manadan, hakikâtten ayırmadan kafiye yapmanın mantıklı, aksinin ise günlük saçmalıklar olduğunu düşünür. Oynayıp oynatmakla para kazanma rezaletini eliyle itmiş, Müslüman-Türk milleti’nin varlığı için edebi ve sanatsal boyutta inancıyla yoğurduğu ozanlık geleneğini kendisine çileye talip olma adına seçmiştir.

Nitekim Yüce Allah’ın(c.c) şairlerden bahsettiği ‘’şuara suresini’’ hiç aklından çıkarmaması da ozanlığının temel yapı taşlarındandır. 
OZAN ERHAN, ozanlığın Müslüman bir bünyede tebliğle vazifeli bir dal olduğunu hiç unutmamış ve ozanlığın Türk milleti’nin dili olduğunu her zaman hatırlatmıştır.

Şiirlerinde ‘‘OZAN ERHAN’’mahlasını kullanmaktadır.

Ozanlığı çeşme başlarında saz çalıp kara gözlü kızlara şiir yazmakla tasvir edenlerle sürekli tartışma halindedir.

Şiirlerinde hâkim olan dil, sade ve anlaşılır Türkçedir. Gerek günlük hayatta gerekse Türk dili ve edebiyatında kelimelerimizin yabancılaşmasına şiddetle karşı çıkmakta ve bu yüzden şiirlerinde görülen bazı yabancı kelimeleri Türkçe okunuşlarıyla yazmaktadır.

Türk halk edebiyatının ve divan edebiyatının hemen hemen her dalında şiirleri vardır. Şiirlerinde ve türkülerinde Milli ve manevi hassasiyetini mısralarla bütünleştirip Müslüman-Türk toplumunun dili olma amacını gütmektedir.

Ozanlık geleneğini Türklük ve Müslümanlık yapısına aykırı olan hiçbir yerde yapmamış, Türk-İslam düşmanlarıyla dünyevi menfaatler uğrunda hiçbir şekilde buluşmamıştır.

Ozanlara normal bir sanatçı veya çalgıcı gözüyle bakılmasına çok kızan OZAN ERHAN, her eline saz alıp ozanım diye çıkıp ilimsiz ve manasız yorum yapanlara karşıda kaşlarını her zaman çatmıştır.

‘’Allah yolunun neferleri ilim olarak yaşantı olarak tam donanımlı olmalıdır’’ düşüncesiyle, alkollü hiç yerde sahne almamış ve ozan ismiyle çıkıp alkollü meclislerde sanat yaptığını iddia edenlere karşı sürekli mesafeli olmuştur.

Kültür Bakanlığınca Türkiye genelinde düzenlenen şiir yarışmalarında ödülleri vardır. 

Ozanlık geleneğini sürdürmekte olan OZAN ERHAN, Su ürünleri bölümü mezunudur.

2008 yılında ‘’ ZEMHERİDE SEVDİM’’ isimli bir şiir kitabı çıkarmıştır. 
SARI BASIN KARTI sahibi olan OZAN ERHAN yerel bir çok gazete ve mecmuada yazılar yazarak Türk kültürüne İslam inancına hizmetler vermiş ve vermektedir.

Ankara’da ikamet etmekte olan OZAN ERHAN;

HİZMETİNE VE SANATINA 
ÜLKÜ OCAKLARI GENEL MERKEZ SANATÇISI OLARAK ÜLKE GENELİNDE ÜLKÜ OCAKLARI KONSERLERİYLE DEVAM ETMEKTEDİR.



OZAN ERHAN siyasetin değil,
ALLAH yolunun ve Türk milletinin ozanıdır.

BOZUK DÜZENE İSYANIN ADI BAŞ KALDIRININ SESİDİR.

Kendi diliyle;

SAZ ÇALIP DOLANMADIM DÜNYALIK SERVET İÇİN

NE SUSTUM NE DE KORKTUM İŞİM GİDER ELİMDEN

OZAN OLMUŞSAM EĞER HELE SORSUNLAR NİÇİN

NEFİ DİYARINDANIM BOŞ LAF ÇIKMAZ DİLİMDEN.



KARAC’OĞLAN DEĞİLİM PINARBAŞI DOLANAM

BEN ÇORAK TOPRAKLARIN SANCILI MİLLETİNDEN.

BENİ VATAN VE BAYRAK İÇİN DOĞURMUŞ ANAM

OZANIM, USANMIŞIM BOŞ ÇALGI İLLETİNDEN.





ANLAMAZ DİLİ ÜRKEK, KENDİ KORKAK OLANLAR

ANLAMAZ NEDİR OZAN, OZAN KİMİN DİLİDİR.

NE BİLSİN SANAT DİYE ZEVKİNE DOLANANLAR

OZAN ERHAN SUSMAK YOK! BU YOL ALLAH YOLUDUR.



OZAN ERHAN ÇERKEZOĞLU

Ozan Ünsal Kimdir

Ozan Ünsal kimdir? 1987 izmir doğumludur. İlk öğrenimini kendi köyünde tamamlamış, liseyi Selçuk ilçesinde okumuştur. Yabancı Dil bölümünden 2004 yılında mezun olmuş, 2007 senesinde de Ege Üniversitesi Türk Musukisi Devlet Konservatuvar'ını kazanmıştır. Bununla birlikte lisede Ülkü Ocakları okul temsilciliği yapmış; liseden sonra İzmir İl Başkanlığında ve Bornova Ülkü Ocaklarında çeşitli görevlerde bulunmuş , evleninceye kadar Ülkü Ocakları Genel Merkez Sanatçılığı yapmıştır. Evlendiği tarih olan Nisan 2008 de disiplin cezası alarak Ülkü Ocaklarından süresiz uzaklaştırma cezası almıştır. Eylül 2009 da Alperen Ocakları Genel Merkez sanatçısı olmuştur. Halen İzmir de ikamet eden Ünsal Bey Türk Irk Müziği tabir ettiği özgün ve inkılapçı müzik ile Türk İslam davasına hizmet etme çabası içerisindedir. 

En eski MHP seçim afişleri resimleri sitene ekle html kod ülkücü hareket mhp gifler islam hareketli resim bozkurt



GÖKTÜRK GÖKBAYRAK doğu türkistan resimleri sitene ekle html kod ülkücü hareket mhp gifler hareketli resim bozkurt



Malatyalı Alperen Ocakları Ülkücülerinden Pütürge'ye Okul


Malatya Alperen Ocakları tarafından Pütürge’nin Pazarcık’a bağlı Akpınar İlköğretim Okulu’nun bakımı tamamlanarak yeniden hizmete açıldı
Donanımları ve fiziki şartları iyileştirilen okulun açılışına, İlçe Milli Eğitim Şube Müdürü Nevzat Erdoğan, Alperen Ocakları Doğu Anadolu Bölge Başkanı Ayetullah Geçen, köy halkı ve Alperen Ocakları yönetimi katıldı.
Allah’ın ilk emri: oku
Bölge Başkanı Ayetullah Geçen, Cenab-ı Allah, “Oku! Yaradan Rabbinin adıyla oku!” Ayet-i kerimesiyle okumayı emrettiğini belirterek, “Bizlerde Alperen Ocakları olarak Rabbimizin bizlere emrettiği yolda ilerleyen minik kardeşlerimize yardım eli uzatma ihtiyacı hissettik. Bir Eğitim ve Kültür Derneği olan Alperen Ocakları milli ve manevi değerlerine sahip çıkan Ay yıldızlı bayrağını sahiplenen genç nesillerin yetiştiği bu eğitim yuvalarına yardımlarını sürdürecektir” dedi.
Geçer, Malatya’da bulunan Sivil Toplum Kuruluşlarını (STK) bu konuda duyarlı olmaya davet etti.
İlk durak Pütürge Akpınar köyü İlköğretim Okulu
Alperen Ocakları Doğu Anadolu Bölge Başkan yardımcısı Ramazan Ergül Alperen Ocakları Doğu Anadolu Bölge ve Malatya il başkanlığı olarak zor şartlarla eğitim mücadelesi veren köy okullarından tadilat ve donanım ihtiyaçları olan okullara yönelik başlattıkları yardım kampanyası çerçevesinde ilk durağın Pütürge Akpınar köyü İlköğretim Okulu olduğunu belirtti.
Miniklerin mutluluğu gözlerinden okunuyordu
Ergül, şöyle dedi: “Köy okulunda kısıtlı imkanlarla eğitim alan miniklerin ihtiyacını bir nebzede olsa karşılamanın mutluluğu, kardeşlerimizin gözlerindeki pırıltıyla bir kat daha artmıştır. Muhsin Yazıcıoğlu anısına yürüttüğümüz çalışmada minik kardeşlerimizden desteklerini esirgemeyen İstanbul Dershanesi, Dünya Kitabevi, Karadağ Mobilya, Özceyhan Kitabevi, Edipler Giyim, Başak Tuhafiye, TİMAŞ Yayınları, İl Milli Eğitim Müdürü Mehmet Bulut’a, üniversite ve ortaöğretim teşkilatlarımıza teşekkür ediyoruz. Bu çalışmalarımız ilerleyen zamanlarda devam edecektir. Bu konuda hayır sahipleri ve yardım almak isteyenler il başkanlığımıza başvurabilirler.”
İlçe Milli Eğitim Şube Müdürü Nevzat Erdoğan ve okul öğretmeni Serkan Özden katkılarından dolayı Alperen Ocakları’na teşekkürlerini sundu. Alperen Ocakları Doğu Anadolu Bölge Başkanı Ayetullah Geçen’e bir plaket takdim edildi.
Mutlulukları gözlerinden okunan minik öğrenciler Alperen Ocakları’na teşekkür etti.
Öte yandan, bir kız öğrencinin yazdığı mektubu okuması duygusal anların yaşanmasına neden oldu.

Ermeni terörü ASALA ile terör örgütü PKK'nın ittifakı belgelendi


İngiliz kriptolarında Türk diplomatları katleden Ermeni terör örgütü ASALA ile PKK’nın Türkiye ve Türk hedeflere karşı saldırılarda ittifak yaptıkları belgeleniyor.

İngiltere’nin Beyrut Büyükleçiliği’nden Londra’ya gönderilen belgede ASALA ile PKK arasındaki işbirliği gözler önüne seriliyor.

İki terör örgütü arasındaki ittfakı belgeleyen kriptoda şu ifadelere yer veriliyor:

12 adam ve 2 kadın, hepsi de başına siyah kukuleta takmış bir halde 8 Nisan'da Sayda’da bir basın toplantısı düzenlediler. İki ayrı grup adına konuştular; Ermeni Gizli Kurtuluş Ordusu (ASALA) ve Kürdistan İşçi Partisi (PKK). Türk devletine karşı ortak bir yapılanma ve ittifak oluşturduklarını duyurdular. Her iki grubun lideri de kimliklerini açıklamayı reddetti ama Ermenilerin lideri kod adının Agop olduğunu söyledi.

Agop, savaşçılarının halihazırda Türkiye içinde faal durumda olduklarını ve ocak ayında İstanbul havaalanında iki patlama gerçekleştirdiklerini ileri sürdü.

Agop, örgütün 1979 yılında 40’ın üzerinde operasyon gerçekleştirdiğini ve bu saldırıların arasında Amerikan ve Batı Avrupalı havayollari şirketlerinin bürolarının da bulunduğunu söyledi. Türk devletinin başlıca destekçileri olan ABD ve Batı Almanya’nın özellikle hedef seçildiği belirtildi.

PKK sözcüsü ise Türk gazetelerden kestiği haberleri göstererek gazete haberlerinde son günlerde Türkiye’nin doğusundaki saldırılardan PKK’nın sorumlu olduğunun yazılı olduğunu söyledi. PKK’nın 1975 yılında kurulduğunu ama 1978’e dek operasyon gerçekleçtirmediğini de kaydetti.

Bu PKK’nın ilk basın toplantısı oldu, oysa ASALA daha önce en az bir basın toplantısı daha düzenlemişti.

Her iki grup da Marksist görüşte olduklarını gösterdiler. ABD’yi SSCB’yi Afganistan’a müdahele etmesi için kışkırtmakla suçladılar. Emeniler, Sovyet Ermenistanı nedeniyle SSCB ile herhangi bir sorunlarının bulunmadığını kaydettiler.

Toplantıda ayrıca şu ifadeler kullanıldı:

"Sayda seçimi (basın toplantısının yapıldığı yer) sürpriz oldu, çünkü burada öyle kayda değer bir Ermeni ya da Kürt toplumu yok. Sayda’da Filistinli gruplarınyer yer güçlü olmasına karşın iki grup da Filistin örgütüyle doğrudan ilişki içinde olduklarını iddia etmediler. Her iki grubun da sayı olarak ne güçte olduklarını bilmiyoruz. FKÖ’nün 1979 yılında Türkiye’de diplomatik statüde bir büro açtığını gözönüne alırsak, El Fetih ve FKÖ’nün bu basın toplantısına onay vermiş olma olasılığı yok gibi.”

Peşmerge Bakanlığı'ndan PKK açıklaması

Kuzey Irak’taki yerel hükümetin Peşmerge Bakanlığı basın sözcüsü Cebbar Yaver, Kürt Hükümeti ile Türkiye Hükümeti arasında PKK ile savaş konusunda ittifakın söz konusu olmadığını söyledi.

Bakanlık Sözcüsü Yaver, Irak’taki Seva Radyosu'na yaptığı açıklamada Kuzey Irak'taki yönetim ile Türkiye Hükümeti arasında PKK karşı savaş konusunda herhangi bir anlaşma yapılmadığını söyledi. Irak Kürdistan Demokrat Partisi’ne bağlı ‘Peyamner' adlı internet sitesi de, Yaver’in, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Türkiye kendi toprakları içinde askeri hareketlerini gerçekleştirdiğini, yapılan askeri tatbikatların Kürt bölgesi veya Irak için olumsuz bir durum yaratmadığını bildirdiğini aktardı. Peşmerge Bakanlığı sözcüsü Cabbar Yaver, Peşmergelerin sınır bölgelerine dağıtılmasından yana olmadıklarını ekledi.

CNNTÜRK / Hürriyet

Geçmişten geleceğe Ülkücü Kürt Türkleri

Ülkücü hareketin önde gelen isimlerinden olan Avrupa Türk İslam Birliği Kurucu Başkanı Musa Serdar Çelebi tartışma yaratacak çarpıcı bir iddiada bulundu.

Şu anda Uluslararası Kalkınma ve İşbirliği Derneği Başkanlığı'nı yapan Çelebi, AKŞAM gazetesine şöyle konuştu:

Ülkücüler doğal olarak MHP'ye oy verirler. Ancak uzun bir süredir, siyasi hayatta geçmişte MHP'nin dile getirdiği fikirlerden uzaklaşılması, kokuşmuş düzeni değiştirici bir duruş yerine statükocu bir tutum sergilenmesi; bunları eleştirenleri 'eski ülkücüler' olarak adlandırıp hakarete varan karalamalar yapılması, ülkücüler arasında derin bir travmaya sebep olmuştur. Şüphesiz bu durum oy sandığına da yansıyacaktır. AK Parti'ye oy verip vermeyecekleri, bu partinin ülkücülere bakışına bağlıdır.

Ben ve arkadaşlarım geçmişte, ellerinde orak-çekiçli bayraklarla Türkiye'yi Sovyet emperyalizminin kucağına atmak isteyen adamlara karşı durduk. Kürt kardeşlerimizle geçmişte hiçbir sorun yaşamadık. Tam aksine Türkiye'nin her köşesinde Kürt kardeşlerimiz Ülkücü hareketin en ön saflarında yeraldılar. Bugün o arkadaşlarımızla hala beraberiz.

Malatya,Elazığ, Urfa, Bingöl, Muş, Diyarbakır, Van'da ülkücülerle beraber olan çok sayıda Kürt vardı. Bunların Ülkücü harekete önemli katkıları oldu.

Başakşehir Ülkü Ocakları Tekbirlerle açıldı


BASAKŞEHİR ÜLKÜ OCAKLARI ADRES 1.ETAP TÜMSAN SANAYİ SİTESİ C/5 BLOK.



Başakşehir Ülkü Ocakları açıldı.

Tüm Türk İslam ülkücülerine hayırlı uğurlu olsun.

WWW.Turandanseslenis.Blogspot.COM (Hakan ERGÜL)

Kürt Türk kardeştir bizi kimse bölemez Allah Türk milletini korusun.


ALPARSLAN TÜRKEŞ

Biz ne kadar Türksek onlar da o kadar Türktür, onlar ne kadar Kürtse biz de o kadar Kürdüz

Kız alıp kız vermişiz, etle tırnak gibiyiz.

Kürtler bizim öz kardeşlerimizdir. Biz onları herkesten fazla sever, düşünürüz. Onlar da elhamdürillah müslümandırlar, hepimiz aynı kıbleye secde ediyoruz, hepimiz aynı peygamberin ümmetiyiz, aynı kutsal kitaba bağlıyız.



ÜMİT ÖZDAĞ

Kürt ve Zazaların Özbek, Kazak veya Kırgızlardan herhangi bir farkı yok.

Türk devletinin ve Türk milliyetçilerinin de Türk Kürtleri ve Zazaları ile ilgili yaptığı hatalar var. Bunların başında Orta Doğu yani Irak ve İran Kürtlerine gösterilen ilgisizlik geliyor.
Güneydoğuda Zazaca ve Kırmanç lehçeleriyle konuşan Zaza ve Kürt yurttaşlarımız bizim bin yoldan bu yana değil 7000 yıldan bu yana birlikte olduğumuz Türklüğün ayrılmaz parçalarını oluşturmaktadırlar.

Türk milliyetçiliği ırkçı değil ırkçılığa karşı aşılı bir milliyetçiliktir

Dr. Bahçeli'nin dediği gibi Kürtlerle sadece 1000 seneden beri mi birlikte yaşıyoruz? 10bin senedir beraberiz

'kuzey ıraktaki kürtler bizim de akrabalarımızdır. Türkiye kuzey Iraktaki kürtlere ve Türkmenlere aynı şekilde sahip çıkmalıdır, her ikiside akrabalarımız



MEHMET GÜL

Çanakkale’de beraber yatıyoruz. Bu vatan hepimizin. Kürt kardeşlerimizle birlikte kurduk bu vatanı

kürtlerle Türkmenlerin birlikte adı Türktür. Kürtlerde öz be öz Türktür. Türkmenlerde öz be öz Türktür

Oğuz Han’ın 24 oğlu var. Bir oğlunun adı kürt. Elegeş yazıtlarında kürt ismi geçiyor

Kürt tarihi çok şahsiyetli bir tarihtir. Kürtler şerefli, yüce bir Türk boyudur

kırmançiler ve zazalar bize Kazaklardan Tatarlardan daha yakındır

Zamanında kardeşliğimizi perçinlemek için Ülkü Ocakları genel başkanlığına da Urfalı bir kürdü getirmiştik.



NAMIK KEMAL ZEYBEK

Said-i Nursi sadece Kürtlerin değil her müslümanın değeridir, çok büyük insandır, ırkçılığa karşıdır. Değerli büyüğümüzdür.

1980 öncesinde ülkücü hareketin başarısına bakınız. Doğu Anadolu'da bir kısım ocaklarımızda, Kırmançça ve Zazaca konuşulurdu. Ne oldu o ocaklara?.. Nereye gitti, ceketinin cebine Bozkurt dergisini koyup, başı dik, kolları kartal kanadı gibi yürüyen yiğit Kürt ülkücüler...

Aramızda o kadar çok Kırmanç, Zaza vardır ki sayısını kestirmek mümkün değildir.

kürtler bizim öz kardeşimiz. Bizde müslümanız elhamdürillah. Kürtlerde Müslüman. Türk milliyetçisi arapı, kürdü, herkesi kapsar.



DEVLET BAHÇELİ

Kürt kökenli vatandaşlarımız, Cenab-ı Allah'ın kutsal emanetidir.

Türk milliyetçiliği din, dil, ırk ve mezhep temeline dayalı ayrılıkçılığa kapalıdır. Türk milliyetçiliği, Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesi Türk sayan, her türlü ayrımcılığı ve dışlanmayı reddeden, birleştirici, toparlayıcı ve bütünleştirici bir zihniyeti temsil eder



MHP genel başkan yardımcısı MEHMET EKİCİ

Türk milliyetçileri ve ülkücüler, Türkler Kürtler ve daha ne kadar etnisite varsa, bunların demokratik bir ortamda yaşaması için çalışıyor

Milliyetçi Hareket Partisinin Türk milliyetçiliği anlayışı ülkemizdeki ve yakın çevremizdeki bütün etnik halkları kapsar. Arap, kürt, Türk, hepsi birdir.

bayrak mitinglerine katılan kürdüyle, arabıyla, çerkeziyle bütün Türk milletinin ellerinden öpüyorum



MUHSİN YAZICIOĞLU

Türk, Türkmen, Yörük, Kürt, Arap, Laz bir milletiz. Adımız Türk milletidir. Anadoluda yoğrulmuş, hamurlanmış, karışmış, kaynaşmış bir milletleşme sürecinin adıdır. Kürtlerle Türkmenler arasında ayrım yapmıyoruz. Bizi kimse kopartamaz. Barzani yahudidir. Kürtler kardeşimizdir.

RAMİZ ONGUN

Şayet dava Türk-İslam ülküsüyse, Türk Milliyetçiliğiyse, İlah-i Kelimatullahsa; biz varız.



SİNAN AYGÜN

gelin kürt Türk birbirimize karışalım. Bu bayraktaki kan Kürtlerinde kanıdır

biz kardeşiz, bin senedir beraberiz, aynı dine inanıyoruz, kız aldık kız verdik, bu vatanı berbaer kurtardık, Sarıkamışta Çanakkalede birlikte savaştık



İSRAFİL KUMBASAR (Yeniçağ yazarı)

"Çağrııımız İiislam'da dirilişeeedir!.."
"Kanııımız aksaaa da zafer İslaaamın!.."
"Tüüürklük bedenimiz, İslaaamiyet ruhumuz!.."
"Reeehber Kur'an, heeedef Tuuuran!.."
"Ya Allah, Bismillah, Allaaahü Ekber!.."



KÜRŞAT TURAN (Yeniçağ yazarı)

söz konusu örgüt (PKK) dışarıdan kontrol edilmekte olup, üst düzey yöneticilerinin çoğunluğu Ermenidir. Ve tarih süzgecinde hep beraber mücadele verdiğimiz kürt kökenli Türk vatandaşlarımız ile uzaktan yakından ilgili değillerdir. Malazgirtte, Çanakkalede, Kıbrısta, Korede uğruna ölümü göze aldığımız o büyük mücadelelerde Kürtlerle aynı saftaydık. (...) Merhum Başbuğumuzun dediği gibi: "Biz ne kadar Türk isek onlar da o kadar Türk ve onlar ne kadar Kürt ise biz de o kadar Kürtüz." Kimsenin gücü, eti tırnaktan ayırmaya yetmeyecektir. Bu böyle biline...



ARSLAN TEKİN (Yeniçağ yazarı)

Ocaklarda kürt kökenli ülkücü kardeşlerimiz bir kere olsun Kürtçe konuştukları için tartışma çıkmamıştır. Aksine bizim hoşumuza gider, öğrenmek isterdik, arkadaşlarımızı Kürtçe konuştururduk

AZERİN-ÇIRPINIRDIN KARADENİZ


Çırpınırdın Karadeniz
Yükleyen oflucan. - Tüm sezonlar ve tüm bölümler

MHP'ye aksın oylar birleşsin


oylar birle�sin
Yükleyen alperen35. - Öne çıkan müzik videolarını izleyin.

Milliyetçi hareket partisi OSMANLI resimleri sitene ekle html kod ülkücü hareket mhp gifler 3 hilal hareketli resim bozkurt

Hangi Türk Boyuna Mensupsunuz?

Hangi Turk Boyuna Mensupsunuz?
Azeri
Ahiska
Kurt
Cecen
Yoruk
Cerkez
Kirgiz
Ozbek
Turkmen
Uygur (Uyghur)
Tatar
Bosnak
Laz
Karakalpak
Kazak
Nogay
Tuva
Yakut
Hazar
Pomak
Rumeli (Muhacir)
pollcode.com free polls

BAHÇELİ MALATYALILARLA BULUŞTU

MHP Lideri Devlet BAHÇELİ, Malatya ziyaret programına Darende ilçe teşkilatını ziyaret ederek başladı.
Kayseri' den karayolu ile Darende iilçesine gelen Bahçeli, kalabalık partili gurubu tarafından 'Başbakan' ve 'Devletin Başına Devlet Gelecek' sloganlarıyla karşılandı.Bahçeli, Malatya'nın Darende ilçe merkezinde vatandaşlara seslendikten sonra Saadet Partisi'nden MHP'ye katılanlara rozet taktı.Anayasa değişikliği için Eylül ayında yapılacak olan halk oylamasına değinen Bahçeli, ''Anayasa Mahkemesi ister iptal etsin ister etmesin eğer Türkiye 12 Eylül günü bir referanduma gidecek ise Meclisteki 335 tıkanıklığı milli iradede kendini göstermeli ve referandum yoluyla bugünkü siyasi iktidara bir uyarı yapılmalıdır. Referandumda anayasa değişikliğinin kabul oyuyla kuvvetlendirilmesi hali zaten ayağı yerden kesilmiş,şımarmış, kendini beğenmiş, herkesi küçük gören herkesi horlayan herkesi tersleyen bir Başbakanı çıldırtır ve ne yaptığı bilinmez bir halde hem kendisine hem partisine hem Türkiye'ye zarar verir hale gelir'' diye konuştu.Daha sonra Kozluca beldesine geçen Bahçeli, Belediye Başkanı Hacı İbrahim Demirkaya'yı ziyaret eti.Belediye binasının balkonundan vatandaşlara hitaben bir konuşma yapan Bahçeli, Demirkaya'nın seçildiği günden bu yana MHP'nin belediye başkanı değil Kozluca'nın belediye başkanı olmayı düşündüğünü belirtti. Bahçeli, ''Hacı İbrahim Demirkaya, partizanlık yapmayacaktır. Taraftarlık gütmeyecektir. Haksızlık, adaletsizlik peşinde koşmayacaktır. Hiçbir yolsuzluk, suiistimal düşünmeyecektir'' dedi.
''MUHALET BELEDİYELERİNE MÜŞKÜLAT ÇIKARIYORLAR''

Zaman zaman siyasi iktidarların muhalefet belediyelerini gözardı ettiğini savunan Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:'(Bizim partiden olursanız size daha büyük hizmet gelir) teklifinde bulunuyorlar. Bu defa başka partiden olursa da imkanları tarafgir kullanmaya başlıyorlar. Bugün Türkiye'ye bakıyorum, MHP'li belediyelerden bana gelen şikayetleri dinliyorum. Mevcut siyasi iktidar kendi belediyelerine akıtırken, muhalefeti temsil eden belediye başkanlıklarını ise baktırır hale getiriyor. Hakları olan imkanları dahi vermekte müşkülat çıkartıyor.''Bahçeli, Kozluca Belediye Başkanı Demirkaya'nın çok sıcak, kaynaştırıcı, bütünleştirici bir anlayışın temsilcisi olduğunu belirterek, ''Bu anlayışını destekliyoruz, belediye başkanımızın yanındayız. Burada birleştirici olacak, kaynaştırıcı olacak, birlik ve beraberliğin yanında olacak, etnik ve mezhep ayrımcılığı gütmeyecek. Onu yapanlara fırsat vermemek için kendisi üzerine düşen her görevi yapacak'' dedi.

Bahçeli daha sonra Kozluca'dan Malatya'ya hareket etti. Develi mevkisinde bir kayısı bahçesine giden Bahçeli, hasat yapılan bahçede kayısı üreticisinin ve mevsimlik işçilerin sorunlarını dinledi. Ardından Malatya'ya gelen Bahçeli, Anemon oteline geçerek MHP MYK üyesi Saime PALANCIOĞLUNUN torunlarının sünnet merasimine katıldı.ETİK HABER den alınmıştır

DEVLET MALATYA'DA


MHP Lideri Bahçeli partisinin Malatya'da düzenlenen Bölge İstişare Toplantısında konuştu.
Bahçeli'nin konuşmasının tam metni şu şekilde:

Muhterem Dava Arkadaşlarım,

Değerli Basın Mensupları,

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Türkiye Cumhuriyeti, şiddetini giderek yoğunlaştıran çetin ve tehlikelerle dolu, siyasal, sosyal ve ekonomik darboğazın bütün sancılarını yaşamaya başlamıştır.
Coğrafyamız ve komşularımız üzerinde küresel güçlerce yazılan senaryoların acımasızca sahnelendiği yıkıcı projelerin altına, isteyerek ve bilerek giren ülkemiz ağır sorunlarla yüz yüzedir.

Bu tahribat, Türk milletini yabancı tesir ve müdahalelerden koruyacak sosyo-ekonomik, kültürel ve jeopolitik güvenlik duvarlarını tümüyle yıkmaya yönelmiştir.

Gelinen aşamada, Türkiye, milli birliği, toprak bütünlüğü ve devlet yapısı, içerde ve dışarıda sorgulanan hasta ve sorunlu bir ülke konumuna düşürülmüştür.
Toplumsal huzursuzluk alanları genişlemiş, cepheleşmeler derinleşmiş ve milletimiz her alanda bir kriz sarmalı ve çatışma dinamiği içine hapsedilmiştir.

√ Milli birliğimiz ve kardeşliğimiz bugün çok ciddi tehdit altındadır.

√ Milli değerlerimiz tartışılmakta, Cumhuriyetimiz sorgulanmaktadır.
√ Üniter yapımızı aşındıracak, kardeşliğimizi zedeleyecek tahrikler sürmektedir.

Türkiye'nin bugün getirildiği noktada karşımızdaki manzara;

√ Birlik, dayanışma ve sosyal bünyenin yaralanmasından, iç huzur ve güvenliğe,

√ Ortak milli ve manevi değerlerin çatıştırılması ve aşınmasından, ahlaki yozlaşmaya,
√ Siyaset kurumunun itibarı ve ahlaki meşruiyetinden, dış politikaya,

√ İşsizlik, yoksulluk, yolsuzluğun yayılmasından, ekonomiye kadar uzanan her cephede yaşanan çürüme, çözülme, çöküş ve çaresizlik tablosudur.

Artık varlığı, birliği ve bekası noktasında ateşle imtihandan geçtiği daha iyi anlaşılan Türkiye'yi bu noktaya getiren;

√ Terörle mücadelede aciz ve hareketsiz,

√ Etnik bölücülük konusunda kışkırtıcı ve tavizkar,

√ Ekonomi yönetiminde pusulasız ve beceriksiz,
√ Dış politikada teslimiyetçi ve omurgasız,

√ Siyasi kirlenme, ahlaki yozlaşma ve yolsuzlukta ise rakipsiz Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetleri olmuştur.
Son dönemde bölücü terör, bütün kirli ve kanlı yüzüyle yeniden sahneye çıkmış, Türkiye'nin milli birliğini ve bütünlüğünü hedef alan hain saldırılar artmıştır.

Kanla beslenen PKK terörünün insanlık dışı eylemleri sonucu, Anadolu'nun her yerine kahraman asker, polis ve korucularımızdan oluşan şehit cenazeleri yeniden taşınmaya başlamıştır.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin bekâsını, Türk milletinin birliğini ve kardeşliğini hedef alan hainler, ülke sathında toplumsal çatışma ortamı hazırlamak için bütün güçleriyle aynı hat üzerinde yer almışlardır.
Yaşanan gelişmelerin şiddeti, merkezinde terör örgütünün siyasallaşmasının bulunduğu küresel senaryonun dayatılmasında artık son aşamaya gelindiğinin işaretlerini vermektedir.

Türkiye üzerinde sahnelenmek istenen bu oyunun nihai hedefi, Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Türk milletinin yeniden tanımlanması, çok kimlikli, çok milletli, parçalanmış bir devlet ve toplum yapısının kabul edilmesidir.
Hükümetin nezaretinde, ayrılıkçı emeller peşinde koşan bölücülerin faaliyetleri de bu yönüyle yeni boyutlar kazanmıştır.

Ülkemizi etnik tuzakların içine çekmeye çalışan terör maşaları, işbirlikçi aydınlar, yandaş ve yoldaş medya mensupları kesin sonuç almak için safları sıklaştırmışlardır.
Milli devlet niteliğimizin ve üniter yapımızın yeniden düzenlenmesi, bölücülüğe uygun siyaset ortamının yapılanması ve milletin ayrışması "fırsat" ve "çözüm" adıyla propaganda edilmeye başlanmıştır.

Bölücülüğün hukuki zemin kazanması için tepkilerin azaltılması ve hazmettirme denilen altyapının hazırlanması çalışmaları; teröristi sözde dağdan indirme ve sözde barışı sağlama çağrıları adıyla artık iyice netleşmiştir.

Ve en tehlikeli olanı, bin yılın köklü ve derin kardeşliğine dayanan sosyal, siyasal ve kültürel mutabakatın yerine, öfke ve kuşkuların yer aldığı tehlikeli bir çatışma sürecinin milletimizin önüne konulmuş olmasıdır.

Türkiye'nin karşısına çıkan bu kanlı karanlık tablo elbette ki aniden oluşmamıştır.

Gerilim ve kriz ortamının şartları, sinsi ve planlı bir biçimde hazırlanmış ve Türkiye bu noktaya adım adım getirilmiştir.

Bugün yaşanan ağır bunalımın, bölücülük ve terörün vahim seviyeye gelmesinin en büyük sorumlusu hiç şüphesiz siyasi iktidarı elinde bulunduran AKP zihniyetidir.

Ve özellikle, terörle mücadelenin gerektirdiği iradeye ve niyete sahip olmadığı anlaşılan ve bölücülüğe şirin görünerek ucuz siyasi hesaplar peşinde koşan Başbakan Erdoğan'dır.

Yedi buçuk yılı aşan süredir ülke yönetiminde olan Başbakan ve partisi; bugüne kadar "terörle mücadele" ile "terörle müzakere" arasında sürekli gidip gelmiştir.

Bu süre içinde şartlara ve esen rüzgâra göre yer değiştirmiş ve bu hayati konuda nerede duracağını bir türlü netleştirememiştir.

Geride kalan yıllar içerisindeki teslimiyetçi siyasetiyle hükümet, bölücü terör sorununu, masum bir hak talebi ve özgürlük arayışı olarak tanımlayarak en büyük hatayı yapmıştır.

Bölücülük ve terörü, demokrasi arayışı ve kimlilik talebi olarak yorumlayan Başbakan, bu yaklaşımıyla yıllardan beri PKK terörüyle kahramanca mücadele eden yöre insanını ve korucu kardeşlerimizi de dışlamış ve aşağılamıştır.

Bu çıkmaza sürüklenişi ise onu ayrılıkçı terörün siyasi hedeflerini haklı ve meşru gösteren yeni bir yanlışın içine de düşürmüştür.

Başbakan, bir tarafında devletin, diğer tarafında Kandil kadrolarının yer aldığı siyasi bir denklem ve terazi kurmuş, geldiğimiz bu aşamada ise bütünüyle sıkışıp kalmıştır.

Başbakan Erdoğan'ın bu tarihi sapması ve affedilmez tercihi sonucunda PKK, devletle pazarlık yapmak ve İmralı canisi ise muhatap kabul edilmek için hiç beklemediği bir fırsat yakalamış ve bunu özellikle son bir yılda acımasızca kullanmıştır.

Başbakan'ın devamlı olarak sözünü ettiği sözde fırsat, işte PKK'nın kullandığı bu tarihi fırsattır, kanlı eylemlerle de kullanmaya devam etmektedir.

Yapılan yanlış hesaplarla, terör yandaşlarında şiddet ve sokak hareketiyle sonuç alınabileceği ümidi yeşermiştir.

Türkiye'nin milli birliğini hedef alan kanlı teröre göz kırpan Başbakan, bölünmeye zemin hazırlayacak silahlı ve kanlı çatışma dinamiklerini kendi söylemleriyle bizzat harekete geçirmiştir.

Hükümetten cüret bulan hainler bu yanlıştan yararlanmak üzere ayaklanma provalarına, gövde gösterilerine ve şehadetle neticelenen kanlı saldırılarına hız vermişlerdir.

Başbakan Erdoğan'ın öteden beri söyleyerek geldiği ayrımcı beyanatlarıyla siyasi kimlik ve meşruiyet kazanma imkânına kavuşan terör örgütünün maşaları ve işbirlikçi çevreler ise tahriklerini giderek tırmandırmışlardır.

Ve herkesin bildiği gibi 2002 de sıfır noktasından bugün maalesef AKP'nin aczi ve tükenişi ile Türkiye'nin gündemini ve geleceğini belirleyecek güce kavuşmuşlardır.

Artık önlenmesinde büyük zorlukların olduğu anlaşılan terör eylemleri ve bölücülük karşısında, zamanında gerekli tavırları gösteremeyen AKP iktidarı, bugün içerden ve dışarıdan dayatılan bölücü talepleri sineye çekmek zorunda kalmakta ve tehditlere boyun eğmektedir.

Türk milletinde uyanan haklı infiali görmezden gelen ve hatta şehitlerimizi, onların toprağa veriliş törenlerini bile sorgulatan AKP zihniyeti, demokratikleşme kisvesi altında yürütülen bölücü-yıkıcı faaliyetleri ise şaşırtıcı bir hoşgörüyle karşılamaktadır.

İktidar artık dönüşü olmayan bir yola girmiş, siyasi çözüm konusunda ümit verdiği bölücü çevrelerin ve bu işin ısrarlı takipçisi olan ABD'nin baskıları karşısında anayasaya yedirilecek sözde demokratik çözüm reçetesi hazırlığına başlamıştır.

Bu gelişmeler, çare adı altında PKK ve İmralı canisi ile gizli yapılan pazarlıkların artık açık hale geleceğini de göstermektedir.

Nitekim Başbakan'ın PKK'ya yönelik "sen silahı bırak, biz de bırakalım" anlamına gelecek "mütareke" çağrısı içeren "PKK silahı bırakırsa operasyonlar minimize olur" açıklamaları dehşet vericidir.

Asla bir yöneticiye yakışmayacak, hezimete uğramış bir devlet adamının çaresizliğidir, tarihimizde görülmeyen tam bir bozgun ve ricat halidir.

Bütün bu olumsuz aşamadan sonra, önümüzdeki dönemin gelişmelerini, Başbakan Erdoğan'ın geçmişte kendisine doğrudan tesir eden üç mihrakla kuracağı ilişkilerin şekli, yönü ve dozu belirleyecektir.

√ Bunlardan birincisi ABD ile olan ilişkileri ve teslimiyetin seviyesidir.

√ İkincisi Irak yönetimi ve Kuzey Irak'taki aşiret reisleriyle münasebeti ve duruşudur.

√ Üçüncüsü ile İmralı Canisi ve PKK ile yürüttüğü temaslar ve gizli ittifakın alacağı şekildir.

Bunlara ilave olarak, açılım adı verilen yıkımından hangi hızla döneceği, pişman olup olmayacağına dair açıklamaları da kuşkusuz ki süreci belirleyecektir.

Bu itibarla, Milliyetçi Hareket Partisi ile görüşmek isteyen bir Başbakan, önce bu odaklarla ilişkilerini netleştirmek durumundadır.

Bu mihraklardan gelen dayatma ve teslimiyete artık sınır çizmesi, yanlışlarından bir an önce dönmesi, açılımı terk etmesi, bunları samimiyetle itiraf etmesi ve pişmanlık göstermesi şarttır.

Beklentilerimiz bunlardır. Zira gün, ucuz siyasi hesapların peşinde koşulacak gün değildir, milletin varlığı söz konusudur.

Unutmayalım ki, husumet ve cepheleşme tohumlarının yeşermesine ve kök salmasına müsait bu iklimin doğmasına, hükümetin bugüne kadarki kasıtlı politikaları neden olmuştur.

Türk milletinin inançlarını ve Cumhuriyetin değerlerini sürekli kavga, gerginlik ve çekişme konusu yapan zihniyetler, bugün içine saplandığımız çıkmazın başlıca mihraklarıdır.

Milliyetçi Hareket'in iç huzur ve istikrar ortamının zarar görmesi ve milli bütünlüğümüzün bozulması riski taşıyan gelişmelere karşı gösterdiği yüksek hassasiyet de öncelikle bundan kaynaklanmaktadır.

Zira bu olumsuz iklim, Türk milletinin kardeşliğini ve birlikte yaşama iradesini yıkmak için milli varlığımızı ifade eden ve bin yıldır paylaştığımız bütün değerler ve kavramlara saldırıyı da artırmıştır.

Türk toplumu kışkırtmalara açık, tehditlere karşı korumasız halde güvensizliğin karanlığına itilmiş, sorunlu ve yaralı bir toplum haline getirilmesi için tezgâhlanan sinsi oyunlar netice almaya başlamıştır.

Bugün içinden geçtiğimiz sancılı süreçte, Türkiye'nin nereye sürüklendiği konusunda herkes elini vicdanına koymak, ön yargıların esiri olmadan bir akıl ve ahlak muhasebesi yapmak durumundadır.

Etnik ve mezhep ayrımcılığına zemin oluşturacak ve bölücülüğe hizmet edecek anayasal düzenlemelerin, sosyal dokumuzu derinden sarsacağını, ortak değerleri yok edeceğini ve iç huzuru tehlikeye düşüreceğini herkes kabul etmelidir.

Milli değerleri aşağılayarak farklılıkların kaşınması ve bunun sonucu etnik, kültürel ve mezhep temelinde siyaset yapılmasında ısrar edilmesinin Türkiye'yi kaosa sürükleyeceğini görmemek için ancak hain olmak gerekmektedir. Bunun başka tanımı yoktur.

Bu tehlikeli gelişmeler ve bu tehditler karşısında, geleceğimizi ve varlığımızı doğrudan etkileyecek bir kavşak noktasına ve karar anına gelinmiştir.

Türkiye'nin AKP ile sürdürülen "terör-taviz-terör" döngüsünü aşmak zorunda olduğunu herkes kabul etmelidir.

Türkiye'de hiçbir güç, bugüne kadar gösterilen zafiyete bakarak, yanılıp da,

√ Teröre prim verilmesinin,

√ Devletin terör tehdidine boyun eğmesinin,

√ Teröristin törenle karşılanmasının,

√ Eşkıyaya teslim olunmasının,

√ Kanlı teröristlerin siyasi muhatap alınmasının devam edeceğini beklememelidir.

Bu yalnızca bu hükümete münhasır bir acziyettir, zafiyettir, ve küçülme halidir.

Bu zillete, bu rezalete, bu ihanete dur demenin zamanı çoktan gelmiştir.

Ya bu ihanet cephesi Türk milletinin yaşama azim ve iradesini kırarak ülkeyi kanlı bir bölünme ve çatışma sürecine sokacaktır; ya da Türkiye Cumhuriyeti, uyanan milletimizin desteği ile bu saldırılara gereken cevabı vererek ihanetin belini kıracak ve kökünü kazıyacaktır.

Bizim, kardeş kavgasına sürüklenmesini amaçlayan hain tahrikleri, büyük Türk Milletinin engin sağduyusu, milli birlik ve dayanışma ruhu ve ortak geleceğine sahip çıkma azmiyle bozacağına olan inancımız tamdır.

Türkiye'yi bir kaos ortamına sürüklemek isteyenlerin hesaplarını boşa çıkarmak hepimizin ortak sorumluluğundadır.

Büyük bir aile olan Türk milletinin kardeşliğini bu saldırılardan korumak herkes için vazgeçilmez bir milli görevdir. Milliyetçi Hareket bunun farkında ve şuurundadır.

Bu hain oyunun, bu tuzağın bozulması ve bölücü heveslerin hüsrana uğratılması önümüzdeki en önemli hedef olmalıdır.

Türk milletinin en büyük zenginliği ve güç kaynağı, tarihin her döneminde koruduğu ve yücelttiği milli birliği ve kardeşliğidir.

Bugün de, şartlar ne kadar ağır olursa olsun üzerinde titrememiz gereken en büyük milli değerimiz ve hazinemiz budur.

Gün, milli birlik ve dayanışma ruhuyla bir gönül seferberliği başlatmak günüdür.

Türk Milleti ortak akıl ve sağduyu ile bu badireyi de mutlaka atlatacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti'nin bölünmesine, milli birliğimizin tahrip edilmesine elbette hiç kimsenin gücü yetmeyecektir.

Türkiye'nin kudretini küçümseyenlerin, Türk Milletinin sabrını denemek isteyenlerin ve Türk milletinin birliğini ve bütünlüğünü yıkmak için meydanı boş bulanların ve işbirlikçilerinin sonu mutlaka hüsran olacaktır.

Milletimizin aziz varlığını kutlu sayan, kökeni, siyasi eğilimi ve tercihi ne olursa olsun, Türkiye'yi ve Türk milletini seven gerçek vatanseverlerin hamiyeti ve gayretleriyle her zorluk aşılacaktır.

Hiçbir güç, bu milli birlik ve beraberlik bağını zedeleyemeyecek, bu dayanışma ruhu bütün tahriklere rağmen geçmişte olduğu gibi, bugün ve gelecekte de dimdik ayakta kalacaktır.

Milliyetçi Hareket, bu ülkede yaşayan 72 milyon insanımızı Cenab-ı Allah'ın kutsal bir emaneti olarak görmekte ve bin yılın muhteşem kaynaşmasıyla oluşmuş kardeşleri olarak bağrına basmaktadır.

Partimiz, kimsenin kökeniyle, dili, dini ve mezhebiyle ilgilenmeyen, bunları sorgulamayan, Türk milleti kimliğinde birleşmiş bütün vatandaşlarımızı büyük Türk Milleti ailesinin onurlu fertleri olarak gören ve hepsini kucaklayan bir anlayışın sahibidir.

Hangi dille şarkı söylerse söylesin, muhterem anasının dili ne olursa olsun büyük Türk milletini oluşturan her fert, şanlı tarihimizin mukaddes bir hatırasıdır ve bizim için vazgeçilmezdir.

Tarih şahittir ki, zulme uğrayan, dost arayan kardeşlerimizin en emin sığınağı, yüzyıllar boyunca milletimizin şefkat dolu yüreği olmuştur. Bu kaynaşma ve kucaklaşma devam etmektedir ve mutlaka sürecektir.

İnancımız ve mücadelemiz bunun içindir. Milliyetçi Hareket bunun için vardır, bunu sürdürmek ve geliştirmek için siyaset yapmakta, bu yüksek gaye için milletine gönül vermektedir.

Bu nedenle de, milletimizin geleceği, huzuru ve birliği için bulunacak bütün çözüm yolları, bu muazzam ailenin bağlarını güçlendirmeli; küçülme, zayıflama, yalnızlaşma, ayrışma ve farklılaşmanın kimseye yarar getirmeyeceği artık anlaşılmış olmalıdır.

Bugün çevre illerden de gelerek Malatya'da buluşmuş aziz yöneticilerimiz inanç ve kararlıklarını bir kez daha tekrar edeceklerdir ki, Milliyetçi Hareket;

√ Ülkemizin dağılma ve çözülme sürecine sürüklenmesine izin vermeyecektir.

√ Türkiye'nin bir avuç işbirlikçinin elinde ufalanıp yok olmasına göz yummayacaktır.

√ Ağır tahriklerle çözülme belirtileri gösteren kardeşliği onaracak, Türkiye'nin milli kimlik etrafında toplanılmasını sağlayacaktır.

√ Milli değerler etrafında kenetlenmeye davet edecek, ayrışmayacağımızı ve ayrılmayacağımızı, dosta ve düşmana gösterecektir.

Partimiz ve kadrolarımız, bu kutlu değerleri ve kutsal emanetleri muhafaza etmeye yeminlidir.

AKP'nin zaafına ve dış güçlerin baskı ve dayatmalarına güvenerek meydan okuyan bölücüler ve maşaları da şunu çok iyi bilmelidir ki;

√ Türk milleti ebedi vatanında kardeşliğini sonsuza kadar koruyarak yaşayacaktır.

√ Ay yıldızlı al bayrak hain ellerin uzanamayacağı zirvelerde ebediyen dalgalanacaktır.

√ Büyük Türk Milleti, bir bütün olarak bu temellerin sarsılmasına hiçbir şart altında izin vermeyecektir.

√ Asırlar boyu bölünmez bir ve bütün olarak yaşayan Türk milleti, karşısına çıkan güçlükleri tek vücut olarak aşma kudretini göstermiştir. Bugün de gösterecektir.

Bütün vatandaşlarımızın ve Türkiye'deki her kesimin bunun bilinciyle ve aklı selimin rehberliğinde hareket etmesi ve iş işten geçmeden toplumsal huzurun korunması için üzerine düşen görevi yerine getirmesi temennimizdir.

Bu inancı, Malatya'da buluşan dava arkadaşlarımda görmekten ve şahit olduğum bu yüksek bağlılığı ve heyecanı milletime duyurmaktan bahtiyarım.

Konuşmama son verirken hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

-BAHÇELİ, SORULARI YANITLADI-

Devlet Bahçeli, konuşmasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Bahçeli, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ve komutanların Gediktepe'deki görüntülerine ilişkin bir soruya ''Bu tartışmalar Türk milletine yakışmayan tartışmalardır. Oraya gitmek isteyen ayakta da durabilir, çömelir de daha da dik durabilir. Bu konuyu Türkiye'nin gündeminde bulundurarak bazı siyasi partilere prim taşımanın hiç kimseye faydası yoktur'' yanıtını verdi.

Kendisinin Gediktepe'ye gidip gitmeyeceğine ilişkin soru üzerine Bahçeli, ''Bize gitmemiz için teklif yapılmıştır. Katılmamayı düşündüğümüz bildirilmiştir'' dedi.

Bahçeli, Dişişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun İsrail Ticaret Bakanı ile görüşmesine ilişkin soruya, ''Bu konulara girmeyelim'' karşılığını verdi.

Olası bir erken seçim gündeme geldiği taktirde CHP ile koalisyon yapıp yapmayacaklarına ilişkin bir başka soru üzerine Bahçeli, ''MHP tek başına iktidar olacaktır'' ifadesini kullandı.

KURAN'DA İSRAİL'İN SONU


Tevrat ve Kuran´a göre İsrail´in akibeti İsrail amansız bir tutkuyla kendisine vaad edilen feci akibete doğru hızla yuvarlanıyor. Demek ki yazgı böyle bir şey! Vakti gelince kendi ayaklarınla ölüm vadisine koşuyorsun…


Zaten ilahi bir yasadır, bir kavim helak edilmeyi hak ettiğinde, Allah mücrimlerden ve fasık sefihlerden basiretsiz idareciler verir. O idareciler onları yavaş yavaş helake götürür:
“Biz bir memleketi helâk etmek istediğimizde, onun refah içinde yaşayan şımarık elebaşlarına (itaati) emrederiz de onlar orada kötülük işlerler. Böylece o memleket hakkındaki hükmümüz gerçekleşir de oranın altını üstüne getiririz” (İsra, 16)

Maalesef çok geniş dünyevi imkanlara ve teknolojik bir üstünlüğü sahip olmalarından dolayı İsrailoğulları şımarmış durumdalar. Daha doğrusu onlar adına hareket eden siyonistler… Kimsenin gücü kendilerine yetmez sanıyorlar. Ve sanıyorlar ki, kendilerini denizden geçiren Rableri hala onlarla beraberdir. Oysa o gün onlar mazlum bir halk idiler. Bugün ise İsrail, Firavunlar Mısır’ı, Filistinliler ise o yurdun mazlum ‘İsrail oğulları’ olmuşlar…

Filistinlileri selamet sahiline çıkaracak ‘deniz yarılması’nın gerçekleşmesi de an meselesi… Onlar da tıpkı
huyunu kaptıkları ve suyuna gittikleri Firavun (zaten Firavn güç ve kudret sahibi olmak demektir ki, bugün
İsrail dünyanın bir numaralı güç ve kudrete sahibi ülkesidir) ve ordusu gibi ilahi hışma doğru sürüklenip
gidiyorlar.

Onları bekleyen ‘akıbet’, Tevrat’ın da belirttiği gibi topyekûn bir imhadır. ‘Gargat ağacı’ –ki mağaraların yani
yerin altına saklanmış gizli ve acayip güçler demektir (bir tür manyetik yelektir ki giyene kurşun isabet
etmiyor ve onu dijital taramalardan ve gözlerden saklıyor) inşallah ilerde onu biraz açacağım- bile onları
kurtaramayacak…

* * *

Koştukları akıbet nasıl bir akıbet mi? İşte Tevrat’tan bir paragraf:
“Yehuda’da (Telaviv) bildirin ve Yeruşelim’de (Kudüs) işittirin ve deyin; Memlekette boru çalın; yüksek
sesle bağırın. Ve deyin: Toplanın da duvarlı şehirlere girelim. Siyona doğru bayrak kaldırın; kaçıp sığının,
durmayın; çünkü ben Şimalden (Kuzeyden) üzerinize büyük bela ve kırgın (katliam) getireceğim. İşte aslan
sık ormanından çıktı. Ve ‘milletleri helak eden’ (cengâver) yola düştü; şehirlerin harap olsun ve onlarda
oturan kalmasın diye senin diyarını viran etmek için yerinden çıktı” (Yeremye Bab 4, Pargraf 3)

Şimdi de şu hadis-i şerife bakın:

“Öyle ki Yahudiler taşların ve ağaçların arkasına saklanacak ama ağaç ve taş dile gelerek 'Ya Müslim! Ey Allah
(c.c.) kulu! Gel, bak benim arkamda Yahudi var, buraya gizlendi, benim arkamda, gel onu cezalandır, diyecek.
Sadece 'gargat' ağacı bunu söylemeyecek çünkü o Yahudi ağacıdır” buyruluyor. (Sahih-i Müslim, Kitab-ul Fiten
H. 2239).

İşte hiçbir ikazı dinlemeyen, dünyayı takmayan İsrail’in akıbeti bu!

Peki bu akıbetin başlarına geleceğini kabul etsek bile, bunun şimdi olacağının garantisi ne?


Tevrat’ın şifresindeki açılımlar!

* * *

İsrail oğullarının, kıyamet kopmadan önce, kendilerine son defa verilen ‘iktidarı’ (devlet olma) şansını kötüye kullanacakları, bölgede fesat ve bozgunculuk çıkaracakları, sonuçta da tüm insanlığın onayı ile kozmik bir imhaya uğratılacakları haber veriliyor. Adeta, insanlığın, beşerin bünyesini sarmış kanserli hücrelerin temizlenmesi gibi insanlık vücudunun bu habis hücrelerden temizleneceği haber veriliyor.

Bu hem Tevrat, hem Kur’an, hem de hadis-i şeriflerce onaylanıyor. Onun ne zaman olacağını ise Tevrat’ın
şifresi belirliyor.

Kur’an’ın ifadesiyle ‘ahiret vadi’ geldiğinde (İza cae va’dü’l-ahireti), İsrail oğullarının bir kere daha
Nebukadnazar dönemindeki gibi topyekûn bir katliama uğrayacaklarını İsra Suresi’nde net ve açık bir şekilde
haber veriyor.

Tabii ki burada asıl mesele, ‘ahretin va’di’ tabirinin, bir tarihle ilintilendirilmesidir. Yani onun bu dönemde ve
bu zamanda olup olmadığını nereden bileceğiz?

Bu noktada da Tevrat’ın Şifresi adlı kitaptan net işaretler bulabiliyoruz:

Tevrat’ın şifrelerini çözmek için iki Rus matematik profesörü tarafından yapılmış bir hesaplama programına
‘günlerin sonu’ ifadesi verildiğinde (5756) 1996, ‘armageddon’ (insanlığın son büyük savaşı) kelimesi
verildiğinde 2000, nihayet ‘Kudüs eksenli atomik savaş’ ifadesi verildiğinde ise (5766) 2006 tarihine denk
gelen rakamlar çıkmaktadır. İsrail’i helak edecek hadiselerin başlangıcı olarak 1996 yılı verilir. Sonra bu sürecin
2006’ya kadar değişik süreçlerde tırmanarak devam edeceğini ve 2012 yılı itibarıyla da düğmeye basılacağı
zaman olarak ortaya çıkar…

Esasında bu akıbeti onlar bizden daha iyi biliyorlar. O yüzden de o büyük hadisenin (hadislerde geçen yevmü’l-
melhame) öncesindeki olayların dizilişine müdahale ederek sonucu kendi lehlerine çevirmeye çalışıyorlar.

O büyük imha hareketi, üç sembolik şahsın (Muhammed (asv), -yani Müslüman Araplar – Musa (as), (yani
Yahudiler), Nuh’un çocukları (yani Türkler) kavgası gibi aktarılmış. Hz. Muhammed (asv) ayette ismen değil
‘abd’ (=kul )olarak geçer. Çünkü o hadiselerin cereyan edeceği zamanda Araplar –bugün olduğu gibi- kendi adlarına konuşabilecek dirayette ve kabiliyette olmayacaklar. Musa (as) bir kere kendi adıyla, bir kere de Beni
İsrail olarak geçer… Bu demektir ki Yahudiler kendi haklarını savunabilecekleri durumda oldukları halde ayrıca
da yeryüzüne dağılmış çocuklarından yardım ve destek alacaklar.
Hz. Nuh ise kendisi olarak değil, zürriyetinden gelenlerle anılır. Nuh’un çocukları, şükretmeye çağırılırlar… Bu
da demektir ki, Türkiye o hadiseye bulaşmamak için azami gayret sarf edecek ve etmeli. Ama neticenin
belirlenmesinde asıl görevin ona verileceği ve şereften dolayı da şükür etmesi gerektiği vurgulanır. Sonra da o
akıbetin nasıl gerçekleşeceği anlatılır.

Denilir ki size iki kere iktidar (devlet olma şansı) verdik. Bunların bikinicisi gerçekleşip de siz bozgunculukta
haddi aşınca ( haddi aşmak; kendilerinden olan peygamber ve liderleri ve farklı inanan din kardeşlerini
öldürmek demektir) biz de üzerinize acımasız kullarımız gönderdik. Güney Irak’ta kurulu Babil krallığı
kuzeydeki İsrail devletini ve Kudüs’teki Süleyman mabedini yıktı, kuzey Irak’ta kurulu Ninova krallığı da
Yehuda’yı yıkıp yok etti.

Ayet, İsrail oğullarına hitaben, diyor ki, “biz daha sonra sizi oğullar ve mal mülk ile destekleyeceğiz, sizi o
bölgede nefer olarak çoğaltacağız ve siz, sizin devletinizi yıkanlardan intikam alacaksınız.” İşte bugünkü
Irak’ın hali de o rövanşın alındığını gösteriyor.

Sonra diyor ki “ahiret vadi geldiğinde biz yine üzerinize acımasız kullar göndereceğiz. Yine mescide
(Kudus yahut belki de yeniden inşa etmek için çabaladıkları Süleyman Mabedi’ne) girecekler ve bu kere
öncekinden de beter cezalandırılacaksınız….” (İsra, 1-8)

Bu cezalandırmanın nasıl bir şey olacağının ipuçlarını da yine Tevrat veriyor. Nitekim Tevrat’ın herhangi bir
yerinde ‘atomik soykırım’ veya ‘dünya savaşı’ ifadesi geçiyorsa mutlaka Kudüs ile birlikte anılmaktadır.
Çünkü Kudüs, ‘lanetli’ İsrail oğullarına haram kılınmıştır. Onları helak edecek ilahi gazap, onların Kudüs’ü
yeniden ele geçirmeleri üzerine vaki olacak. İşaya’da Kudüs’ün adı Ariel diye isimlendirilmiş ve Ariel adı
lanetlenmiştir. Şöyle ifade edilir: ‘Lanet olsun sana Ariel! Ey Davud’un yerleştiği şehir Ariel!”
Yeremya ise, Kudüs'ü, İsrail'in ‘boşadığı kadın’ diye tarif eder ve ona yeniden dönmesi kesinlikle haram kılar. Şöyle der Yeremya Bab 3, parağraf 1’de:
“Bir adam karısını boşar ve yanından gidip başka birisinin karısı olursa (Yani sizin elinizden çıkıp
Müslümanların şehri olursa) adam olan o kadına bir daha döner mi? O diyar onlar için murdar ve haram
olmaz mı?”

İşte İsrail Kudüs’ü işgal edip onu başkent haline getirmesiyle fitili ateşledi. Takdir edileni mukadder kıldı. Halbu
ki bir daha oraya dönmeyecek yahut en azından Kudüs’ü istemeyecekti. Ve tabi bir de kendine ‘vekil’
edinmeyecekti.

O Kudüs’ü alıp başkent yapmakla boşadığı kadına döndü ve sırtını Amerika’ya dayamakla da Allah’tan başka
vekil edinmiş oldu. Ardından da 1996’ya iki ay kala kendinden olan lideri öldürdü… bunlar sembolik işaretlerdir.
Diğer tüm dünyevi olaylar ve hadiseler ise o takdirin tezahüründen ibaret… Tabii sivil geminin Aşdod limanına
çekilmesi de büyük bir işarettir ki ‘Kuzey’den gelecek ‘Arslan’ın yerinden kalkıp harekete geçtiğini haber
veriyor. ‘Tartan’ın Aşdod’a geliği yıl Aşur kralı (Anadolu’nun kralı) Sargon’un harekete geçtiği zaman
olacaktır. İşaya, 20, 1)

Evet bugün artık, Tartan’ın (geminin) Aşdod’a (aşdod limanına) geldiği gündür. Bu, artık sonun başlangıcıdır.

Her bir hadisenin bir başlangıcı vardır. Gayeleri çaresiz insanlara yardım etmek olan ve dünyanın tüm
halklarından temsilcilerin bulunduğu bir topluluğu taşıyan sivil bir geminin vurulup sonra da Aşdod limanına
çekilmesi, bir işaret fişeğidir… Artık hüküm İsrail’in aleyhine olacaktır!

* * *

Biz Türkiye’nin sabırlı ve kararlı hareket etmesi gerektiğine inanıyoruz. Esasında bu o geminin yola
çıkarılmasında ve İsrail’in o gemiyi -hem de kendi kara sularına bile girmeden- vurmasında ciddi planlar var.
Bana gör ebu operasyon, Türkiye’nin yükselmekte ve parıldamakta olan yıldızını söndürmek amacı taşıyan çok
katılımlı ve çok aktörlü bir planın eseridir. Türkiye’nin önünü çevirme planı… Bunun içinde İran dahil, hiç
beklenmeyecek kadar çok faktörler ve aktörler bulunuyor olabilir…

Türkiye bütün bu ihtimalleri göz önünde bulundurmalı. Madem ki Türkiye’nin maksadı gerçek bir barış ortamı
tesis etmektir, dikkatli hareket etmeli. Türkiye’nin bölgede barış ortamını sağlama planları içinde elbette İsrail
de vardır ve olmalıdır. Yani komşuları ile sıfır problem diplomasisi yürüten Türkiye’nin İsrail ile kavgalı olması
beklenmez!

Ama İsrail, sürekli Türkiye’nin dostane ve barışçı duruşunu bozmaya çalışıyor. Doğal olarak da bir gün
muhatabının patlayacağını bilmesi lazım. Nitekim Yeremya, kuzeyden gelecek ‘kırgın’ı (yok edici yıkımı) izah
ederken, Aşur kralı ve öfkeli Aslan tabirini kullanıyor. Bu her iki işaret de Anadolu’ya bakıyor… Kabalacı
siyonistler bunu iyi bilirler.